5 Temmuz 2013 Cuma

Bilseler yapmazlardı!...

Her geçen gün Müslümanlar biraz daha güçlenmekte, bunu hazmedemeyen kendini bilmez insanlar ellerinden gelenleri yapmaya, Müslümanların arasına fitne sokmaya çalışmaktalar. Kimi yerlerde başarılıda olmuyor değiller. Ama göz ardı ettikleri bir şeyler var. Rabbimizin vaadi var, bu dinin sahibi odur. Müslümanlara yapılan eziyetler zulmedenin yanında kalmayacaktır. Allah'ın vaadi haktır. Bu dinin sahibi, bu dini elbetteki muhafaza edecektir. Rabbimiz bu dini kafirin eli ile de insanlar arasında yükseltmeye, yüceltmeye muktedirdir.

Birileri zannediyor ki karşılarında onların silahlarıyla, paralarıyla, saltanatlarıyla mücadele edemeyecek bir kaç insan var. Bilmiyorlar ki savaş açtıkları onları da yaratmış olan Rabbleri.

Bilseler yapmazlardı!...

27 Nisan 2013 Cumartesi

Hayatın Mısraları

Hayan her an yeni bir mısrayla çıkıyor karşımıza. Her an bir şeyler anlatmak için çabalıyor adete. Hiç bir şeyin hayatta manasız ve maksatsız olmadığını düşününce artık her şeyin anlamını aramaya başlıyor insan. Bir bakıyorsun etrafına onlarca şey, bir sürü olay gerçekleşiyor. Sadece bunlarla sınırlı da değil tabi ki. Her şeyi ayrı ayrı incelemek gerekiyor. Her şeye bir bütün olarak bir de parça olarak bakmak gerekiyor. Aynı kendi hayatımızda olduğu gibi. Bir durup düşünmek gerekiyor, hayatımız boyunca genel hatları ile neler yapmışız neler yaşamışız. Sonra her şeyi incelemeye başlamalıyız, bir kişiyle neler yaşamışız, bir yılda neler yaşamışız, bir günde neler yaşamışız. Ve en sonunda şu anda ne yaptığımızı sormalıyız kendimize. Bu sorguyu sadece kendimiz için değil, hayatta ki her şey için yapmalıyız. Önümüzdeki bir bardak suyu düşünelim. Nasıl bardağa kadar geldi, hangi kayanın altından çıktı, yada ne zaman gök yüzünden bir yağmur olarak düştü. Bahar geldiğinde yeşeren bir ağacı düşünelim, bir kaç hafta önce yaprağı olmayan ama şimdi yeşile bürünmüş ağacı. Yada rüzgarın uçurduğu bir toz tanesini düşünelim. Acaba yolu nereye doğru gidiyor. Güneşe bakalım bazen, o ihtişamıyla hala aydınlatıyor bizi, acaba hiç şikayet ediyor mu? İnsan bakınca içine huzur veren ayı düşünelim, nasıl oluyor da insanı büyüsüne kaptırıyor. 

Hayattaki her şey bir amaç için akıp gidiyor böylesine. Her şey ayrı bir mısra yazıyor ama okumasını bilene.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Gururlanan Türkler

Türk olmak bir gurur kaynağı olmalı mı? Bence kesinlikle hayır. İnsanların kendilerinin seçemeyeceği bir özelliklerinden dolayı gururlanmaları çok mantıksız ve cahilce bir düşünce bence. Zira kendisini nesebinden, yaratılışından dolayı öven ilk varlık şeytan daha sonrada ise hala tüm dünyanın başına musallat olan İsrailoğılları'dır. İnsanları yaratan Rabbimiz eşit olarak yaratmış ve üstünlüğün ancak Allah (cc)'a yakınlıkla paralel olduğunu söylemiş.

Peki bunlara rağmen nedir sesi yüksek çıkan ama icraata, işe gelince ortalıkta olmayan kişilerin derdi ne? Bu kişilere soruyorum, Türk olarak ne yapmışlar bu güne kadar. Hani Türklükleri ile övünüyorlar ya onu soruyorum. Eğer Türk olarak bahsettiğimiz Kurtuluş savaşında, Çanakkale'de vatanı için canlarını hiçe sayanlarsa ben bu şimdi ki gururlu Türklere soruyorum, erkek yada bayan olsun hiç önemli değil vatanları için ne yaptılar, ne yaptınız? Kahve köşelerinde, okey masalarında, tavlada zar sallarken, internette "ki Türklükle alakası olmayan en büyük icat!" vakit geçirerek mi Türk olmuşlar. Benim bildiğim Sütçü İmama bir baş örtüsü için savaş başlattı, peki bizim gururlu Türklerimiz bunca yıllardır, neredeydiler, kendi bacılarını bir kenara atıp günlerini gün ettiler de susup bir köşeye çekildiler. Bu nasıl Türklük müş? Sadece gülüp geçiyorum bu laf kalabalığı yapan insanlara, madem ülkelerini o kadar düşünüyorlar ne yapıyorlar vatanları için? Herkesin kendisine göre bir işi uğraşı var değil mi?

Hani bizim doktorlarımız, ne yaptılar vatanları için, hani bizim mühendislerimiz? Ne ürettiler bu vatan için? Hani bizim hocalarımız, kime ne anlattılar? Bunu mu öğrettiler gelecek nesillere? Türküm diye geçinip Türklüğe laf kondurmayanlar nerede, ne yaptılar Türkiye için. Türk olmak iki harften oluşmuyor, bir kaç yere TC yazmakla Türk olunmuyor.

Soruyorum bu Türklere, gururlu Türklere; Bulgarlarla aynı soydan değil mi Anadolu Türkleri? Peki onlara neden Türk denilmiyor? 

Türkü Türk yapan dinidir. Boş laf kalabalığı yapmak ya cehalettendir yada bu milleti birbirine düşünme isteğindendir. 

Övünülecek bir şeyimiz varsa o da insanlığa olan faydamızdır, yahudiler gibi diğerlerini alçak görmekle kendimiz yükselemeyiz, eğer biz yükseksek bunu zaten izaha gerek yoktur, herkes aşağıdan bakar. Alçak insan kendini yükseltmek için başkalarını küçük görmeye çalışır. 

Ve Elhamdülillah, Müslümanım.

7 Nisan 2013 Pazar

Neyi nasıl, ne için yapmak? 1

Herkesçe malum imtihan dünyasında yaşıyoruz. Peki bu dünyada ölçülerimiz neler olmalıdır? Önümüze gelen bir olay, bir konu üzerinde davranışımız da standartlarımız neler olmalıdır?

Bazen insanın hiç bir şeyi umursamadan, geçmişte edindiği tecrübeler geliyor aklına, bazen etkisinde kaldığı bir olay, bazen kanunlar kurallar insanın elini ayağını bağlıyor, bazen başkaları ne der diye düşünüyor bazen vicdan giriyor araya. Bir kararı verebilmek için o kadar çok etkilendiğimiz, etkisinde kaldığımız şey var ki hayatta.

Peki bunca muammaya rağmen biz neyi nasıl yapmalıyız?

Aslında çok önemli bir mevzu, neyi nasıl yapmak. Yaptığımız işlerde verdiğimiz kararlarda standartlarımızın neler olduğu. Bahsetmiş olduğum sadece önemli meselelerdeki kararlar değil. Günlük hayatımızdaki her konuda her şeyde verdiğimiz karar.

Suyu içerken bardağın sonunda bıraktığımız bir kaç damla sudan tutunda, tabağımızda kalan bir pirinç tanesine... Bir insana baktığımızda yüzümüzün ifadesinden tutunda, yolda gördüğümüz bir dilenciye karşı tavrımıza. Ayağı kırık bir hayvan gördüğümüz deki, kalbimizin hissiyatından tutun da bir ağacın yaprağı düşerken içimizde oluşan duygulara kadar her şey. Güneşin ışıklarına bakamadığımızdaki düşüncemizle, karanlıkta hiçbir şeyi göremediğimiz andaki düşüncemize kadar.

Yemek yerken ağzınıza bir lokma götürdüğünüzde aklınıza ilk gelen, aç kalmış insanları yoksa yemeğin tuzu için aşçıyı suçlamak mı?

Aklınız, kalbiniz, ruhunuz neyi nasıl düşünüyor? Hangi konuda neye nasıl karar veriyor. Öncelikleriniz neler?

Son yılların en tartışmalı konularından birisi, yeni anaysa yapmaya çalışıyoruz. Peki bunda standartlarımız neler olmalı diye düşünen var mı? Aklı selim ile düşünen? Yıllardır TBMM hiç durmadan yasa, kanun çıkarıyor, yılda bir yeni yönetmelikler çıkarılıyor. Peki bizim standartlarımız ne? İnsanların hayatları öyle bir çember içerisine alınmaya çalışılıyor ki, günün birinde standartlar uğruna dakikada alabileceğimiz nefes sayısı bile kanunlarda yazar bu gidişle. Burada ki kastım kanunlar olmasın, nizam olmasın değil. Söylemek istediğim bunca kanuna yönetmeliğe kafa yoracağına insanlara neyi nasıl, ne için yapacaklarını öğretmek, kalplerine, akıllarına, ruhlarına o bilinci aşılamak daha mantıklı olmaz mıydı? Kısacası söylemek istediğim, sudan tuz nasıl ayıracağımızı günlerce hesaplayacağımıza suya tuzu atmayalım.

Yine bizim sorumuza gelelim. Neyi, nasıl, ne için yapmak?

Günlük hayatımızdaki her işi, nefes almayı, kalbimizin atmasını, insanlara karşı olan davranışlarımızı, günü birlik yapmamız gereken işleri, eşimize dostumuza olan vazifelerimizi nasıl yapmalıyız?

Bir karınca gördüğümüzde ilk aklımıza gelen ne olmalı, bir sorunla karşılaştığımızda, yaramaz insanlarla sıkıntıya düştüğümüzde nasıl davranmalıyız. Kalbimizden geçecek ilk şey ne olmalı. Kısacası nasıl bir hayat yaşamamız gerekiyor. Bir ağaca baktığımızda sadece odun mu görmeliyiz yoksa bize oksijen üreten bir varlık mı? Yoksa gölgesinde dinlene bileceğimiz bir dalda mı? Yoksa meyvesini tüketebileceğimiz bir cisim mi? Bir ağaç baktığımızda ama önemli olan onu gördüğümüzde hissettiklerimiz ve bizim davranışlarımız. 

En basit örnek, bir bıçak gördüğümüz de aklımıza gelen ekmek kesmek mi adam öldürmek mi?

İnsanlara şaşmamak elde değil. Hayat aslında o kadar da karmaşık değil ama insanlar hayatı karmaşık hale getirme konusunda oldukça uzmanlar. İşte burada bakmamız gereken önümüzdeki olaylar sorunlar değil. Binlerce farklı olay var, Mühim olan bunların her birisine aynı şekilde tepki, reaksiyon verebilmek. 



22 Mart 2013 Cuma

Gülmeden edemiyorum!

Vakit biraz geç oldu ama günün haberlerine bakmadan olmazdı. Ve gülmeden geçemedim. Ve şunu anladım ki tekrar, insanlar neye nasıl bakmak istiyorlarsa öyle bakıyorlar. Çok yazık gerçekten. İnsanlar bu kadar nankör olmamalı. Çok mu mantıksız söylediklerim. Hani nevruzdu ya, kutlamalar vardı, birisi mektup yazmış da okunmuş. Sonu hayır olur inşallah, sabırla bekliyoruz. İnşallah birileri birilerinin sabrını taşırmadan her şey çözülür. Gerçi çözülecek ne varsa artık?

16 Mart 2013 Cumartesi

Düzensiliğin Düzeni

Her şey de o kadar çok düzen aramaya başladık ki bize düzensiz gelen her şeyi neredeyse bir kenara atmaya başladık. Önümüze her ne gelirse anlayabilmek için olabildiğince basite indirgemeye çalışıyoruz. Aslında burada insanoğlu kendi acziyetini anlamaya çalışacağına bir çok yeni hayaller kurup, kendini haklı çıkarmak için sonun gelmeyen savunmalar yapıyor.

Mesela bilim insanları bir şeyi inceleme başladıklarında hemen geride ne varsa bir köşeye atıp bir atoma kadar iniyorlar ve hemen de hidrojeni seçiyorlar ki her şeyi anlamayı kolaylaştırsınlar diye. Ama yinede pek bir şeyin anlaşıldığını söylemek mümkün değil sanırım.

Bir iplik gibi sırası ile bir şeyler çözüme ulaşıyorsa bunları araştırmak, incelemek konusunda baya ileriye gittik insanoğlu olarak ama gel gör ki söz konusu ipimizde bir düğüm olursa her şey birbirine karışıyor ve acziyetimiz karşımıza çıkıyor.

Ama bu düzensiz gibi görünen yapılara biz uzaktan baktığımızda o kadar farklı şeyler oluyor ki. Söylemek istediğimi şöyle açıklayayım. Mesela, elektronik devre ve devre elemanlarında inceleme açısından genelde tek atomlara sahip olan malzemeler kullanıyoruz. Yaptığımız her şeyde kendimize göre bir düzen istiyoruz ve bu düzenden en ufak bir sapma olursa bu kusurlu diyoruz, bunun en bariz örneği, aynı fabrikada aynı anda üretilen iki cihazın birinin yıllarca çalışması diğerinin ise kısa bir sürede bozulması. İşte bu bizim kendi hesaplarımıza göre olması gereken düzenin önemini bize gösteriyor. Ama yaptığımız her şeyin neredeyse üç beş elementi aşmayacak şekilde olması bizler için çok önemli. Diğer taraftan baktığımızda yapacağımız işlerde bir kaç atom söz konusu değilde bu bir kaç beş on olursa bizim ilmimiz burada bitme noktasına geliyor ve sistemlerin çalışması tamamen farklılaşıyor. işte burada düzensizlik söz konusu oluyor ve biz bunları bir çeşit kusurlarla ifade etmeye çalışıyoruz.

Benim söylemek istediğim kısımda tam burası işte, bu kusur olarak nitelendirdiğimiz kısım da neden bir düzenin olmayacağını düşünmüyoruz. Söz konusu duruma "kelebek etkisi" olarak baktığımız da bu mesele çok güzel bir şekilde izah oluyor. Bizim kusur olarak gördüğümüz şey aslında bir çok olayın etkisi ile olması gereken şeyin tamamı ile kendisi olur. Yani bizim hata olarak algıladığımız kısım aslında tam da olması gereken şey. İşte burada yine insanın acziyeti söz konusu. Bizim bilmediğimiz, ama bir şeylerin doğru düzgün olması için gerekli olan düzeni Rabbimiz bizim anlamayacağımız bir şekilde oluşturuyor.

Bizim düzensiz diye gördüğümüz her şeyde aslında bir düzen mevcut. Yani Rabbimiz her şeyi bir hayır ile beraber yaratıyor. Sadece bizim idrakimiz bunu algılayacak düzeyde değil. Elimizdeki ipte düğüm varsa biz yolun yönünün değiştiğini sanıyoruz ama sadece gideceğimiz mesafeye gitmemiz gereken zamanın uzaması gerektiğinin farkında olamıyoruz.

13 Mart 2013 Çarşamba

Haklı İnsanlar

Her bir insan farklı şeyleri hayal ediyor, bazılarının hayalleri bazılarına o kadar uçuk geliyor ki. İnsan oğlu birbirinden o kadar farklı ki. Bir insanın ak dediğine diğeri kara diyebiliyor gönül rahatlığıyla. Ya da birinin kabul ettiğini diğeri kolayca redde biliyor. 

Bazen bunun ne kadar  iyi bir şey olduğunu düşünüyorum, bazen de anlam veremiyorum. 

Peki bunu güzel kılan ne? İnsanların farklı olmaları, farklı düşünmeleri o kadar önemli ki, eğer herkes aynı şeyi düşünseydi, aynı şeyi isteseydi ne olurdu? Her an bir kavga, bir gürültü bir patırtı olmaz mıydı? Bazı konularda da insan anlam vermiyor karşısındakine. Kendi açısından bakınca insan o kadar normal bir şey oluyor ama karşısındakine ölümden beter geliyor, yada tam tersi. 

Biraz daha açmaya çalışırsam konuyu, eğer herkes aynı şeyi sevseydi, beğenseydi, mesela herkes aynı arabayı sevmiş, yada aynı evi sevmiş, yada aynı denizi, aynı manzarayı... Bu şekilde sıralayacak olursak günlük yaşantımızda herkes aynı dünyalık meşkâleyi, dünyalık nimeti, beğenip sevseydi, her şey bir çıkmazın içine gömülürdü.

Anlam veremediğim şeylere gelince, bazen çok basit bir duyguyu karşında ki hissedemiyor. Ya da çok basit bir şeyi anlamadım diyor, bazen kendime de kızmıyor değilim, herkesin anladığını düşündüğünü düşünemiyorum yapamıyor. 

İnsanlara her konuda hak vermeye çalışıyorum ama ne kadar başarılı oluyorum orası meçhul. İnsanları farklılıkları ile kabullenmeye çalışıyorum ama...

Kendi kendime soruyorum, kaç tane doğru var diye, özellikle düşünceler konusun da, bundan bir yıl önceye kadar bir tane doğrunun olduğunu düşünürdüm ama zaman geçtikçe doğruların bir kaç tane olabileceğini düşünmeye başladım, işte bu düşüncemin asıl sebebi ise insanların farklılıkları. 

Elbetteki bellik konularda kesin kırmızı çizgiler olması gerekiyor ama, bu kırmızı çizgiler içerisindeki her şeyi doğru kabul etmek mümkün.İşte bu şekilde düşününce Kur'an-ı daha iyi anlamaya başlıyor insan. Çünkü aradığımız her şeyi Kur'an da bulamıyoruz, hadisler müracaat ediyoruz. İşte burada kesin kırmızı çizgilerimizi çizen Yüce Kitabımız. işte geride kalanlar bu kırmızı çizgiler içerisinde hareket etmemizi sağlayacak olanlar. Bunun en güzel örneğini yaptığımız ibadetlerdeki mezhep farklılıkları ile anlamamız mümkün. Zira her insan farklı yaratılmış, her insanın farklı olması gibi, dünyadaki her şey de aynı değil, yani her ortam aynı değil ve her zaman da aynı değil. Ki burada zaman mevzusuna hiç girmeyi düşünmüyorum, zaman başlı başına bir konu. İşte bunları düşündüğümüzde Yüce Kitabımızı anlamam kolaylaşıyor yoksa şundan eminiz ki Rabbimiz bize bu günkü bütün meseleleri nasıl çözebileceğimizi bildirirdi. 

Buradan çıkaracağımız en önemli mesele ise Rabbimizin bize ne kadar merhametli davrandığıdır. Zira bunca farklı insanların olmasına rağmen, bunca farklı zaman ve ortam olmasına karşı, kesin, kati, değişmeyen ve her anımızı programlayan bir kurallar bütünü olsaydı ne yapacaktık?


Kafama takılan en önemli sorulardan birisi de burada karşıma çıkıyor, insanlar bunları hiç düşünmüyorlar mı? yoksa bir şeyleri gerçekten saptırmak için bahane mi arıyorlar yüce Kitabımız da bize anlatılan kıssalar gibi?

Belli başlı kırmızı çizgileri aldığımızda, insanların bunların dışarısına çıkmasını bir kaç şekilde yorumlaya biliriz.
İlk akla gelen insanların bunlardan haberdar olmaması, ardından Rabbimizin merhametine ümit bağlayıp bildiği halde bunları yapması, sonra yaptıklarının karşılığındaki cezayı peşin peşin kabullenmesi ve en sonunda bunları reddetmesi? Peki biz bu grubun hangisine gireriz ve daha önemli olan sorumuz, ahirette bunların karşılıkları nasıl olacak? 

Eğer herkes aynı şekilde düşünseydi, aynı şeyleri hissetseydi sonuç nasıl değişirdi acaba?

İşte burada son olarak söylemek istediğim insanlara, insanların davranışlarına, yaptıklarına baktığımızda unutmamamız gereken en önemli şey herkesin birbirinden farklı oldu. Her insan hata yapar, hatta aynı hatayı yüzlerce kez bile tekrarlar, mühim olan hatasını anlayıp bu hatadan uzaklaşmaya çalışması, belki de bu hatasını düzeltemeyecektir ama hatasını düzeltmek için çaba göstermesi bu insan için en büyük erdem olacaktır.

Kim var ki ben hata yapmıyorum, yada aynı hatayı tekrarlamadım diyebilecek?

Materyalist

O kadar materyalist bir düzenin içerisinde kaldık ki. Ağır geliyor. Söz konusu para ve paranın alabilecekleri olunca kimsenin gözü başka bir...