Ormanda bir fare varmış. Havalı kibirli her an bir hayvana musallat olan kuyruğu dik bir fareymiş. Kuşların yuvasına pislemediği gün maymunun kuyruğunu ısırır, tavşanı korkutmadığı gün tilkinin başını şişirirmiş.
Orman hayvanları illallah etmişler farenin elinden. Sonunda hayvanlar aralarında bir heyet kurup aslanı ziyarete gitmişler. Ormanın kralı o olduğu için bir çare bulacağından eminmişler.
Bütün hayvanları toplamış aslan. Yaşlı kaplumbağayı dinlemişler ilk önce sonra zürafayı ve diğerlerini hatta başka fareleri de.
Sözü en son kedi alarak zaten ezeli düşman olduklarını bu işi halledeceğini söylemiş. Göğsünü gererek görev aşkıyla yola koyulmuş.
Sonunda fareyi bulmuş. Fare bir ağacın altında planlar kurmakla meşgulmüş. Kovalamaca başlamış. O köşe senin bu köşe benim derken düz bir ovaya gelmişler. Fare uzaktaki ineği fark ederek onun yanına koşmaya başlamış. Bir yandan da dur sen bir kurtulayım neler yapacağım sana. Diye söyleniyormuş.
Nihayet ineğin yanına ulaşmış. Yalvarmış beni sakla diye, inek kararlı bir vaziyette senden az çekmedim git başımdan demiş. Fare türlü diller dökerek ben ettim sen eyleme bak şu kediden kurtulduğumda nasıl akıllı bir fare olacağım bir bilsen... Hem bir düşünsene asırlar sonra bizi anlatacak kitaplar kuyruğu dik fare ile inek diye ısrarlarını sürdürmüş.
Peki peki uzatma demiş inek ve farenin üstüne pislemiş. Kedi Ovaya geldiğinde perişan bir haldeymiş ineği görmüş ve ona doğru yürümüş belki de inek fareyi buralarda görmüştür diye düşünmüş. Ama soru sormasına gerek kalmamış.
Manzara şöyleymiş; Dümdüz bir ova, bir inek, ineğin hemen arkasında taze pislik kümesi, onun içinde dik bir kuyruk. Kedi tuttuğu gibi çekmiş çıkarmış fareyi oracıkta parçalamış.
Hazreti Mevlana bu hikayeden 3 şey anlamak lazım demiş:
1) Sana her pislik atan senin düşmanın değildir.
2) Seni pislikten çıkaran herkes dostun değildir.
3)Bu kadar pisliğin içinde kuyruğu dik gezmenin âlemi ne?
21 Temmuz 2012 Cumartesi
HZ İBRAHİM VE HZ İSMAİL ALEYHİMASSELAM'IN KISSASI
Hz İbrahim aleyhisselam, Hanımından İsmail'i sordu;
Kadın: "Rızkımızı tedarik etmek üzere (avlanmaya) gitti" dedi.
Hz İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu.
Kadın: "Halimiz fena, darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikayetvari konuştu.
Hz İbrahim: "Kocan gelince, ona benden selam et ve "kapısının eşiğini değiştirmesini" söyle!" dedi.
İsmail geldiği zaman, sanki bir şey sezmiş gibiydi:
"Eve herhangi bir kimse geldi mi?" diye sordu.
Kadın: "Evet şu şu evsafta bir ihtiyar geldi senden sordu, ben de haberini verdim, yaşayışımızdan sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim" dedi.
İsmail: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" dedi
Kadın: "Evet! sana selam söylememi emretti ve kapının eşiğini değiştirmeni söyledi!" dedi.
İsmail: "Bu babamdı seninle ayrılmamı bana emretmiş Haydi artık ailene git!" dedi ve hanımını boşadı.
Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Hz İbrahim onlardan yine uzun müddet ayrı kaldı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail'i evde bulamadı Hanımının yanına gelip, İsmail'i sordu
Kadın: "Maişetimizi kazanmaya gitti!" dedi.
Hz İbrahim: "Haliniz nasıldır?" dedi, geçimlerinden, durumlarından sordu.
Kadın: "İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz" diye Allah'a hamd ve senada bulundu.
"Ne yiyorsunuz?" diye sordu.
Kadın: "Et yiyoruz!" dedi.
"Ne içiyorsunuz?" diye sorunca da:
"Su!" dedi.
Hz İbrahim: "Allah’ım, et ve suyu haklarında mübarek kıl!" diye dua ediverdi".
Aleyhissalatuvesselam der ki: "O gün onların hububatı yoktu. Eğer olsaydı Hz İbrahim, hububatları için de dua ediverirdi.
"İbrahim (İsmail'in hanımına) dedi ki: "Kocan geldiği zaman, benden ona selam söyle ve kapısının eşiğini sabit tutmasını emret!" (Çünkü eşik, evin dirliğidir)
"Hz İsmail gelince (evde babasının kokusunu buldu ve) "yanınıza bir uğrayan oldu mu?" diye sordu.
Kadın: "Evet, bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgündü!" dedi ve (ihtiyar hakkında) bir kısım övgülerden sonra:
"Benden seni sordu Ben de haber verdim Yaşayışımızın nasıl olduğunu sordu, ben de hayır üzere olduğumuzu söyledim!" dedi.
İsmail: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" diye sordu
Kadın: "Evet sana selam ediyor, kapının eşiğini sabit tutmanı emrediyor" dedi.
Hz İsmail: "Bu babamdı Eşik de sensin, seni tutmamı, evliliğimizin devamını emrediyor! (Sen yanımda değerli idin, kıymetin şimdi daha da arttı" der ve kadın İsmail'e on erkek evlat doğurur).
Kadın: "Rızkımızı tedarik etmek üzere (avlanmaya) gitti" dedi.
Hz İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu.
Kadın: "Halimiz fena, darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikayetvari konuştu.
Hz İbrahim: "Kocan gelince, ona benden selam et ve "kapısının eşiğini değiştirmesini" söyle!" dedi.
İsmail geldiği zaman, sanki bir şey sezmiş gibiydi:
"Eve herhangi bir kimse geldi mi?" diye sordu.
Kadın: "Evet şu şu evsafta bir ihtiyar geldi senden sordu, ben de haberini verdim, yaşayışımızdan sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim" dedi.
İsmail: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" dedi
Kadın: "Evet! sana selam söylememi emretti ve kapının eşiğini değiştirmeni söyledi!" dedi.
İsmail: "Bu babamdı seninle ayrılmamı bana emretmiş Haydi artık ailene git!" dedi ve hanımını boşadı.
Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Hz İbrahim onlardan yine uzun müddet ayrı kaldı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail'i evde bulamadı Hanımının yanına gelip, İsmail'i sordu
Kadın: "Maişetimizi kazanmaya gitti!" dedi.
Hz İbrahim: "Haliniz nasıldır?" dedi, geçimlerinden, durumlarından sordu.
Kadın: "İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz" diye Allah'a hamd ve senada bulundu.
"Ne yiyorsunuz?" diye sordu.
Kadın: "Et yiyoruz!" dedi.
"Ne içiyorsunuz?" diye sorunca da:
"Su!" dedi.
Hz İbrahim: "Allah’ım, et ve suyu haklarında mübarek kıl!" diye dua ediverdi".
Aleyhissalatuvesselam der ki: "O gün onların hububatı yoktu. Eğer olsaydı Hz İbrahim, hububatları için de dua ediverirdi.
"İbrahim (İsmail'in hanımına) dedi ki: "Kocan geldiği zaman, benden ona selam söyle ve kapısının eşiğini sabit tutmasını emret!" (Çünkü eşik, evin dirliğidir)
"Hz İsmail gelince (evde babasının kokusunu buldu ve) "yanınıza bir uğrayan oldu mu?" diye sordu.
Kadın: "Evet, bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgündü!" dedi ve (ihtiyar hakkında) bir kısım övgülerden sonra:
"Benden seni sordu Ben de haber verdim Yaşayışımızın nasıl olduğunu sordu, ben de hayır üzere olduğumuzu söyledim!" dedi.
İsmail: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" diye sordu
Kadın: "Evet sana selam ediyor, kapının eşiğini sabit tutmanı emrediyor" dedi.
Hz İsmail: "Bu babamdı Eşik de sensin, seni tutmamı, evliliğimizin devamını emrediyor! (Sen yanımda değerli idin, kıymetin şimdi daha da arttı" der ve kadın İsmail'e on erkek evlat doğurur).
10 Haziran 2012 Pazar
Ava giden Aslan, Kurt ve Tilkinin Hikâyesi
Bir gün bir aslan, bir kurt ve bir tilki birlikte avlanmak üzere sözleşerek dağlarda dolaşmaya başladılar. Birbirlerine yardım edecek böylece bol bol av hayvanı yakalayacaklardı. Gerçi bu iş aslanın ağırına gidiyor, onlarla avlanmaktan utanıyordu lakin sabrediyordu. Üçü birden dolaşarak uzun süre avlandılar, derken bir yaban öküzü, bir dağ keçisi bir de semiz tavşan avladılar. Dolaşarak bir subaşına geldiler, uzun süre dolaşmış yorulmuşlardı. Oturdular. Aslan: "Ey kurt bu avladığımız hayvanları adaletli bir şekilde paylaştır, adaleti yeniden ihya et" dedi. Kurt kalktı kendinden son derece emin adımlarla yürüdü: Yaban öküzünü aldı aslanın önüne bıraktı: "Efendimiz, dedi. Siz bizim efendimizsiniz, ayrıca yaban öküzü de büyük ve iri, siz de; onun için yaban öküzü sizin hakkınız. Keçi orta boyda ve orta irilikte onun için o da bana düşer, onu da ben alıyorum. En küçüğümüz tilki olduğuna göre tavşan da onun hakkıdır" dedi. Bu paylaştırma karşısında aslan kızarak kükredi. "Ey kurt ben iyice anlamadım bir daha söyle bakayım, ne dedin? Ey kendini bilmez eşek, yaklaş bakalım," dedi. Ve bir pençe vurarak kurdu parçaladı. Tilkiye döndü. "Ey tilki bu avları sen adaletli bir şekilde paylaştır," dedi. Tilki önce aslanın önünde secde etti; sonra: "Bu semiz öküz siz efendimizin kuşluk yemeği bunu kuşluk vakti yersiniz. Keçi, siz büyük kralımızın öğle yemeği için güzel bir yahni olur, onu da öğle vakti yersiniz. Tavşana gelince; o da size akşam yemeği olur onu akşam afiyetle yersiniz," dedi. Aslan sevinerek haykırdı: "Ey tilki çok adil davrandın çok güzel bir şekilde pay etme işini hallettin. Söyle bakalım böylesine güzel pay etmeyi kimden öğrendin?" dedi. Tilki fark ettirmeden her ihtimale karşı birkaç adım uzaklaştı sonra kurnaz kurnaz gülerek cevap verdi. "Kurdun başına gelenlerden," dedi.
10 Nisan 2012 Salı
Bence Kadınlar 1
Rahman ve Rahim olan Allah(cc)'ın adıyla.
Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir soruya kendimce cevap arıyorum. Acaba günümüz Türkiye'sinde kadınların yeri nerede yada neresi mi demeliydim?
Uzunca bir süredir etrafımdaki insanları bir köşeye çeklip izliyorum. Bazen bakıyorum da içim kan ağlıyor. Düşüncelerimi birileriyle paylaşıyorum yada. Sonuç yine içler acısı.
Benim gözümde bir bayan, yaş grubu her ne olursa olsun, hayatın devamına şekil veren kişi gibigeliyor. Bir çocuğa hayat felsefesini, hayat tarzını anlatan öğreten bir anneden daha etkili kim olabilir ki? Etrafıma baktığımda gördüğüm her bayana bir anne, hayatın devamında gelecek neslin marangozlarını görüyorum ve üzlüyorum.
Bundan asırlar önce bayanları ayaklar altından alıp, cenneti ayaklarının altına seren Mukaddes dinimize ramen bu gün bayanların dünyalık meşgalelere bu kadar bağlanıp kendilerini, o kutsallıklarını hiçe sayıp tekrar kendini dünyalık meta olark görmeleri beni üzüntüye boğuyor.
Belki ilk başda dünyalık meta deyince biraz ağır gibi duruyor ama,ayakları altına cennet serilmişken, kendilerini çevre baskılarıyla, "ekonomik özgürlük" zırvalarıyla! karşı karşı getirmişken, bu kadar yüceliği bir kenara bırakıp sonunda bir kaç kişinin ağız kokusunu çekmek pahasına üç kuruşluk işler yapmaları benim yüreğimi acıtmakta.
Bir kurumda bir bayanı temizlik yaparken gördüğümde içim parçalanıyor. Neden eli öpülesi, ayağının altında cennet olan biri neden böyle bir işle meşgul olsun. Bundan daha önemlisi ise, neden geleceğin neslini anne şefkatinden bu kadar mahrum bırakırlar.
"Ekonomik özgürlük" zırvası dedim. Acaba bir iş yerinde çalışmak gerçekten ekonomik özgürlük müdür? Bence hayır. Asla değildir. Kişinin özgürlüğünün patronunun, amirinin iki dudağı arasında olan bir özgürlük. Bayanların beni en çok şaşırtan bu düşünceleri, üç kuruş için patronlarının, amirlerinin onca sözlerine, aşağılamalarına, azarlamalarına katlanırlar ama eşlerine tahammül edemezler.
...
...
...
Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir soruya kendimce cevap arıyorum. Acaba günümüz Türkiye'sinde kadınların yeri nerede yada neresi mi demeliydim?
Uzunca bir süredir etrafımdaki insanları bir köşeye çeklip izliyorum. Bazen bakıyorum da içim kan ağlıyor. Düşüncelerimi birileriyle paylaşıyorum yada. Sonuç yine içler acısı.
Benim gözümde bir bayan, yaş grubu her ne olursa olsun, hayatın devamına şekil veren kişi gibigeliyor. Bir çocuğa hayat felsefesini, hayat tarzını anlatan öğreten bir anneden daha etkili kim olabilir ki? Etrafıma baktığımda gördüğüm her bayana bir anne, hayatın devamında gelecek neslin marangozlarını görüyorum ve üzlüyorum.
Bundan asırlar önce bayanları ayaklar altından alıp, cenneti ayaklarının altına seren Mukaddes dinimize ramen bu gün bayanların dünyalık meşgalelere bu kadar bağlanıp kendilerini, o kutsallıklarını hiçe sayıp tekrar kendini dünyalık meta olark görmeleri beni üzüntüye boğuyor.
Belki ilk başda dünyalık meta deyince biraz ağır gibi duruyor ama,ayakları altına cennet serilmişken, kendilerini çevre baskılarıyla, "ekonomik özgürlük" zırvalarıyla! karşı karşı getirmişken, bu kadar yüceliği bir kenara bırakıp sonunda bir kaç kişinin ağız kokusunu çekmek pahasına üç kuruşluk işler yapmaları benim yüreğimi acıtmakta.
Bir kurumda bir bayanı temizlik yaparken gördüğümde içim parçalanıyor. Neden eli öpülesi, ayağının altında cennet olan biri neden böyle bir işle meşgul olsun. Bundan daha önemlisi ise, neden geleceğin neslini anne şefkatinden bu kadar mahrum bırakırlar.
"Ekonomik özgürlük" zırvası dedim. Acaba bir iş yerinde çalışmak gerçekten ekonomik özgürlük müdür? Bence hayır. Asla değildir. Kişinin özgürlüğünün patronunun, amirinin iki dudağı arasında olan bir özgürlük. Bayanların beni en çok şaşırtan bu düşünceleri, üç kuruş için patronlarının, amirlerinin onca sözlerine, aşağılamalarına, azarlamalarına katlanırlar ama eşlerine tahammül edemezler.
...
...
...
6 Nisan 2012 Cuma
2 Şubat 2012 Perşembe
11 Ağustos 2011 Perşembe
Sütçü İmam Olayı
31 Ekim 1919 günü yerli Ermeniler Fransız askerleriyle birlikte şehri dolaşıyorlar ve önlerine gelen Türklere hakaretler ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bir grup Fransız askeri de hükümet konağındaki nöbetçi askere sataştılar, devleti küçültücü ve tahrik edici sözler söylediler, nöbetçiden fuhuşhaneyi göstermesini istediler. Oradan geçmekte olan bir posta dağıtıcısını da dövdüler. Bütün bu haberler şehre yayılıyor, patlamaya hazır Türklerin nefret ve kinini arttırarak, sabırlarını taşırıyordu.
Fransız askerleri hürriyetine bağlı şeref ve namusuna son derece düşkün bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraşlıları, henüz tanımıyor her yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlardı. Türkler için son derece ıstıraplı ve ağır geçen bir gün yavaş yavaş sona eriyordu. İkindi üzeri bir grup Fransız askeri ve Ermeni eşkıyası kışlalarına dönüyorlardı. O sırada Uzunoluk Hamamı'ndan çıkmış ve evlerine gitmekte olan Maraşlı kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak "Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde peçeyle gezilmez" diyerek kadının peçesini açtı. Peçesi açılan kadın olayın şokuyla bayılınca diğer kadınlar da feryada başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenilere uyarılarda bulundular. Fakat Bunları dinleyen olmadı. Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bu sırada civarda küçük bir dükkanda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam karadağ tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını kadınların peçesini açan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Ermeni'nin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü diğerleri ise kaçtılar. Maraş' ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi.
Bu olayda Çakmakçı Said şehit düşmüş yaralanan Ermeni ise ölmüştü 1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Şehri terk etmeyen İngiliz ve Fransız askerleri olay yerine yetişti. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti. Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyekli oğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayarak burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
http://www.marasliyiz.biz/site/kahramanmaras/kahramanmaras-tarihi/sutcu-imam-olayi.html
Fransız askerleri hürriyetine bağlı şeref ve namusuna son derece düşkün bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraşlıları, henüz tanımıyor her yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlardı. Türkler için son derece ıstıraplı ve ağır geçen bir gün yavaş yavaş sona eriyordu. İkindi üzeri bir grup Fransız askeri ve Ermeni eşkıyası kışlalarına dönüyorlardı. O sırada Uzunoluk Hamamı'ndan çıkmış ve evlerine gitmekte olan Maraşlı kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak "Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde peçeyle gezilmez" diyerek kadının peçesini açtı. Peçesi açılan kadın olayın şokuyla bayılınca diğer kadınlar da feryada başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenilere uyarılarda bulundular. Fakat Bunları dinleyen olmadı. Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bu sırada civarda küçük bir dükkanda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam karadağ tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını kadınların peçesini açan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Ermeni'nin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü diğerleri ise kaçtılar. Maraş' ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi.
Bu olayda Çakmakçı Said şehit düşmüş yaralanan Ermeni ise ölmüştü 1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Şehri terk etmeyen İngiliz ve Fransız askerleri olay yerine yetişti. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti. Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyekli oğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayarak burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
http://www.marasliyiz.biz/site/kahramanmaras/kahramanmaras-tarihi/sutcu-imam-olayi.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Materyalist
O kadar materyalist bir düzenin içerisinde kaldık ki. Ağır geliyor. Söz konusu para ve paranın alabilecekleri olunca kimsenin gözü başka bir...
-
Lepistesler sanılanın aksine eski suyu severler yaşadıklar ortamlar pırıl pırıl berrak sular değillerdir. Küçük akvaryumlarınıza büy...
-
Oturma münkir ile yeme sancı Pas alırsın paklamaz her kalaycı Oturma ehl-i bidat ile zulami Berbad eder eyler seni melami